Türkiye’nin Afrika Macerası: Neo-Emperyal mı Kurtarıcı Melek mi?

Start

Türkiye, Afrika’ya yönelik hevesli politikalar güden yegâne ülke değil ama girişimleri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kıtaya yüklediği anlam ve gürültülü retoriği nedeniyle gerçek ağırlığından daha fazla gündem oluşturuyor. Erdoğan’ın Mali, Senegal, Nijer, Moritanya, Çad ve Gabon gibi eski Fransız sömürgelerini yakın plana alması Paris’le rekabeti kızıştırırken Kuzey Afrika’da Libya, Afrika Boynuzu’nda Somali, Türkiye’nin ‘hard power’ olma heveslerinin tutunduğu yerler olarak öne çıkıyor.

Afrika’da darbelerle rejim değişikliklerine ve krizlere Rusya lideri Vladimir Putin gibi Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da sömürge artığı güç yapılanmasının çözüleceği ve hegemonya savaşında kendileri için alan açılacağı beklentisiyle bakıyor.

Osmanlı’nın hakimiyetinde kalmış Kuzey Afrika ve Kızıldeniz kıyılarındaki duygular şüphe, mesafe, husumet, nostaljik ilgi ve sempatiyle karışık olsa da ‘denenmemiş’ güçler için işbirliği potansiyeli Afrika’nın birçok yerinde nispeten daha büyük. Eski sömürgecilerle kirli ortaklıklar sürdüren rejimler devrilirken, farklı aktörlerin sunduğu fırsatlara bakan yeni yöneticiler kuşkusuz Rusya, Çin ve Türkiye gibi ülkelere ilgi duyuyor. Erdoğan’ın özellikle Fransa’yı hedef alarak eski sömürgeci güçlerin kirli çamaşırlarını diline dolayan siyaset tarzı, “Biz farklıyız, biz sömürgeci değiliz” önermesini içeriyor.

AKP iktidarının ilk yıllarında ‘soft power’ olmak idealize edilirken Afrika’ya artan oranda Türk Kızılay’ı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), Diyanet gibi kamu kurumlarının yanı sıra İHH, Yeryüzü Doktorları, Kimse Yok mu Derneği, Deniz Feneri, Sadaka Taşı gibi sivil örgütlerin yer aldığı seferberlikle insani yardım kanalları açılarak girildi. Eğitim kurumları açma, sağlık hizmetleri verme ve su kuyusu açma gibi faaliyetler yaygınlaştı. Her ne kadar Türkiye’nin “Afrika’ya Açılım Eylem Planı” 1998 tarihini taşısa da ilişkiler AKP döneminde ‘Yeni Osmanlı’ metaforuyla ivme kazandı. Erdoğan için Afrika ‘bakir bir coğrafya’ olarak başından beri kıymetliydi. 2002’den itibaren 20 yıl içinde Afrika’daki büyükelçiliklerin sayısı 12’den 44’e, iş konseylerinin sayısı 6’dan 46’ya, Türk Hava Yolları’nın (THY) uçtuğu noktaların sayısı 4’ten 62’ye çıkartıldı. Türkiye’de bursla okuyan Afrikalı öğrencilerin sayısı 17 bini aştı. Binlerce öğrenci de kendi imkanlarıyla Türkiye’de okuyor. Hem bu öğrenciler hem de Afrika’daki okullarda Türkçe öğrenenler doğal olarak Türkiye’nin etki ajanları olarak algılanıyor.

İnsani diplomasiye paralel ekonomik ve siyasi ilişkiler ağı genişlerken Erdoğan, ayağına biraz yer açtıktan sonra Türkiye’yi sert rekabet alanına sürüklemekten çekinmedi. İnsansız hava araçları üretiminde kendi damadının şirketi Baykar atılımlar yaparken Erdoğan gittiği ülkelerde başta Bayraktar TB2 olmak üzere Türk savunma sanayiinin ürünleri için pazarlama müdürü gibi çalıştı. Erdoğan’ın pazarlama listesinde SİHA’nın yanı sıra gemi, helikopter, tank, zırhlı araç, obüs topu gibi ürünler yer alıyor. Haliyle 2005’in ‘Afrika Yılı’ ilan edilmesiyle başlayan ve insani boyutu öne çıkarılan Afrika açılımı askeri boyut kazanmış oldu.

SOMALİ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Somali, Türkiye açısından Afrika’da yer edinme stratejisinin en önemli ayaklarından biri. Somali pek çok aktörün ‘belalı’ olarak görüp uzak durduğu riskli ama rekabete kapalı bir ülkeydi. Ve Erdoğan açlık ve kıtlığın kol gezdiği bir dönemde 19 Ağustos 2011’de muhteşem bir zamanlamayla yıllar sonra Afrika dışında Somali’ye gitmeyi göze alan bir lider olarak kıtada uzun vadeli etkisini artıracak bir anahtar elde etti.

Erdoğan Afrika Boynuzu’ndaki korsanlar, İslamcı El Şebab ve başarısız hükümetlerin elinde ‘müflis deflet’ olarak görülen Somali’de merkezi güç eksikliğine yatırım yaparak kendi oyununu yazmaya başladı. 2017’de Mogadişu’da 50 milyon dolara kurulan Türk askeri üssü TURKSOM, Erdoğan’ın yeni Osmanlı hayallerinde mihenk taşı olurken Somali güvenlik şemsiyesinde “Türkiye eğitimli askerler ve polisler” dönemi başladı. Askeri ilişkiler 2010 ve 2012’de imzalanan anlaşmalarla şekillendi. 2017’den itibaren TURKSOM bünyesindeki Anadolu Kışlası’nda Somali Türk Görev Kuvveti Komutanlığı (STGK), Gorgor (Kartal) Taburları’nı eğitmeye başladı. Hint Okyanusu kıyısındaki kışlada Somali güvenlik kuvvetlerinin teşkilat, eğitim-öğretim, askeri altyapı ve lojistik sistemlerini güçlendirme faaliyetleri yürütülüyor. Ayrıca Somali Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarına danışmanlık yapılıyor.

STGK bünyesindeki Askeri Okul Komutanlığı, Somali’ye subay ve astsubay yetiştiriyor. Öğrenciler önce 6 ay hızlandırılmış Türkçe eğitimi alıyor. Ardından astsubaylara 2, subaylara 3 yıl eğitim veriliyor. 2023’e kadar eğitim süresi sırasıyla 1 ve 2 yıl olarak düzenlenmişti. Deniz ve Hava Kuvvetlerinde görev alacak öğrencilere ayrıca ihtisas eğitimi veriliyor. Mezunlar, bir sonraki aşamada Türkiye’de eğitim alıyor. Ayrıca STGK Birlik Eğitim Komutanlığı ise komanda yetiştiriyor. Burada Somalili erler 3 ay süreyle eğitim alıyor. Bu eğitimlerde daha önce mezun edilen Somalili askerler de görev alıyor. Eğitimi tamamlayanlar Türkiye’de Isparta’daki komando merkezinde 10 haftalık eğitime alınıyor. Başarılı olanlar Somali Ulusal Ordusu’na bağlı Gorgor Taburları’nda göreve başlıyor. Silah, araç ve teçhizatlar Türkiye tarafından sağlanıyor. Benzer şekilde Somali Özel Polis Güçleri (Haramcad) de STGK ve Türkiye’de Foça’da eğitim alıyor. Bu süreç Somali’ye Türkçe konuşabilen elit bir güç kazandırdı. Türkiye’nin eğittiği 16 bin asker Somali ordusunun üçte birine denk geliyor.

Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler’e göre “Vatan sevgisiyle dolu Gorgor Taburları Afrika coğrafyasında önemli bir rol model oldu.”

Fakat hikâye burada bitmiyor. İki ülke 8 Şubat 2024’te imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması” ile ilişkileri yeni bir aşamaya taşıdı. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’a göre anlaşma Somali’de terörizm, dış tehditler, korsancılık ve yasa dışı balıkçılıkla mücadele ile kıyıların korunmasını ve deniz kaynaklarının geliştirilmesi gibi konularda iş birliğini kapsıyor. Bu çerçevede Türkiye, Somali karasularını 10 yıl boyunca koruyacak ve deniz kaynaklarının gelişimine katkıda bulunacak. Bu sadece Somali’nin çok uzun bir sahil şeridine sahip olması değil aynı zamanda Mogadişu’nun otoritesini reddeden de facto bağımsız bölgeler, El Şebab örgütü, korsanlar ve bu ülkenin karasularını zehirli atıklarıyla mahveden uluslararası kargo şirketleriyle de baş etmeyi gerektiğinden Türkiye’nin boyunu çok aşan bir misyon. El Şebab da yasadışı dediği anlaşmayı Türkiye’nin bölgedeki hegemonik hırslarının yeni bir yansıması olarak değerlendirdi. Şüphesiz burada alınan risklerin karşılığı Somali açıklarındaki petrol ve gaz rezervleridir.

Bu alanda elini Türkiye’den daha çabuk tutan aktörler de var. Hidrokarbon arama çalışmaları çerçevesinde Houston merkezli Coastline Exploration, 2022 yılında 7 milyon dolar karşılığında Somali federal hükümetinden yedi açık deniz bloğu satın aldı. Chevron, Eni, ExxonMobil ve Shell 1950’lerde Somali’de arama faaliyetlerine başlamış ancak 1991’de iç savaş patlak verince çekilmişlerdi. Bu arada ExxonMobil ve Shell’in Somali’ye geri dönmeyi düşündükleri söyleniyor.

Somali adına anlaşmaya imza atan Savunma Bakanı Abdulkadir Muhammed Nur şubat başında Ankara’da Türk yetkililerle görüşmesinde Türkiye-Somali ilişkilerinin 16. yüzyıla kadar dayandığını belirterek ortaklığa biraz nostalji kattı. Aktarılan bilgilere göre Nur, Afrika Boynuzu’na yapılacak müdahalenin Portekiz’in bölgedeki sömürgeci emellerini geri püskürtmede kilit rol oynadığına atıfta bulunarak, “Portekiz gemilerine karşı Osmanlı donanmasının yanımızda olmasından gurur duyduk” ifadelerini kullandı.

Nur’un Türkiye aşkı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmasından kaynaklanıyor. 2023’te Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen öncesinde Anadolu Ajansı’na bir görüş yazısı yazan Nur, Erdoğan’ın iktidarda kalmasının neden önemli olduğuna dair sufle veriyordu. Somali’ye ‘koşulsuz desteğinden dolayı’ Erdoğan’ın liderliğindeki Türkiye’ye minnettarlıklarını dile getirirken “Kendi kaderlerini Türkiye’nin kaderinden ayrı görmeyen Somali halkı, Türkiye’deki seçimin sonuçlarını heyecanla bekliyor” diyordu. “Erdoğan’ın ziyaretinden önce kuş uçmaz kervan geçmez bir Somali vardı” diyen Nur, Türkiye’yi “Somali için yeri doldurulamaz bir partner” olarak tanımlıyordu. Hastane, havaalanı, parlamento ve senato binası, yol ve tarımsal eğitim kurumlarının inşasıyla Somali’nin ayağa kalkmasına yardımcı olduğunu anlatan Nur, Türkiye’nin eğitip donattığı Somalili komandolara “vatan aşkı ile örülmüş bir ruh verdiğini” ve bunların Şebab’a ağır darbeler indirdiğini belirtiyordu. Nur’un bir de mesajı vardı: “Sadece Somali değil yeryüzündeki bütün mazlum coğrafyalar Türkiye’nin bu desteğinin devamlılığına ihtiyaç duyuyor.”

Bu, AKP’nin safsatacı neo-Osmanlıcı akıl hocalarından kopyalanmış bir retorik ve AKP kadrolarının Somali’de istedikleri sonuçları elde ettiklerini gösteriyor. Bu arada, Osmanlı coğrafyası Somali’nin tamamını değil, “Zeyla” olarak adlandırılan bugünkü Somaliland topraklarını kapsıyordu.

GÖZARDI EDİLEN RİSKLER: TÜRKİYE ÇATIŞMALARIN ORTAĞI HALİNE GELİYOR

İlişkilerin askeri boyut kazanması kaçınılmaz bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Askeri ortaklıklar Türkiye’yi bu ülkelerin iç çatışmalarına çekiyor ya da ülkeler arası husumetlerde taraf pozisyonuna sokuyor.

Afrika’da yegâne Türk üssüne ev sahipliği yapan Somali’de Türkiye iç siyasi kavganın parçası haline geliyor. Türkiye’nin 2020-2021’de sancılı bir seçim sürecinde dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Farmajo’nun elini güçlendiren bir pozisyonda durması tartışmalara yol açtı. Muhalif adaylar 2020’de tartışmalı seçim komisyonunu kabul eden Türk büyükelçisini Farmajo’dan yana taraf olmakla suçlayıp Harmacad ve Türk silahlarının seçimlerin gasp edilmesi için kullanılacağı endişesiyle ihtar mektubu yazdı. Muhalifler Türkiye’den Harmacad’a yapacağı silah sevkiyatının seçim sonrasına ertelemesini de istedi. Türkiye’nin 26 Aralık 2020’da gönderdiği 1000 adet G3 tipi tüfek ve 90 bin mühimmat TURKSOM’da depolanmıştı.

Seçimlerin nasıl düzenleneceğine dair anlaşmazlık sürerken Farmajo görev süresini 2 yıl daha uzatmaya kalkışınca muhalifler 19 Şubat 2021’de sokağa döküldü, gösterileri bastırmak için de Harmacad, Gorgor ve Türkiye’nin hibe ettiği zırhlı araçlar kullanıldı. 27 Nisan 2021’de Müstakbel radyo kanalı da bu güçlerce basıldı. Özellikle El Şebab’a karşı eğitilen Harmacad ve Gorgor’un siyaseten baskı aracına dönüştürülmesi Türkiye’nin rolünün sorgulanmasına neden oldu. Fakat Ankara emir komutanın federal hükümette olduğunu belirterek sorumluluk kabul etmedi.

Türkiye askeri anlaşmaları ve silah satışını kolaylaştırmak için bunların nerelerde nasıl kullanılacağına dair özel koşullar aramıyor. Yani neo-emperyal pozisyona daha kestirmeden ulaşmaya çalışıyor. Birbirine rakip ya da hasım kabilelerin güvenlik güçlerinde uzantıları var ve Türkiye bu güç dengelerine fazla dikkat etmiyor. Vadajir Partisi lideri Abdurrahman Abduşşakur Varsame ve eski Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud evlerinin Farmajo’ya sadık Gorgor tarafından basıldığını söylüyordu. Türkiye iç siyasi kavgalar karşısında dikkatsiz davranıp ‘kabile siyaseti’ tuzağına düşüyor ya da tarafsızlığın önemini umursamıyor.

Yine de Erdoğan’ın pragmatik yaklaşımları çıkar odaklı statükonun iktidar değişimlerinden etkilenmeden sürmesini sağlıyor. Statükoyu korumak sadece askeri üs değil AKP’li iş adamlarının çıkarlarını sürdürmekle de ilgili. Erdoğan’ın ilişkiler dünyasında hamaset aynı zamanda para ediyor! Mogadişu’da liman işleten Albayrak ve Mogadişu Aden Abdulle Havaalanı’nı işleten Kozuva (Favori LLC) gibi şirketler Erdoğan’ın yakın çemberinde yer alıyor. Somali’de Türk şirketleriyle ilgili şaibeli sözleşmeler, usulsüzlükler, kayıt dışı kâr transferi, hesaplarda hileler, iş cinayetleri ve rüşvet skandalları gündeme geldi. Dokunulmazlık içinde dönen çark Somali’de iktidar değiştikten etkilenmedi. Türkiye gibi bir gücün desteği Mogadişu’da kimsenin görmezden gelebileceği bir seçenek değil. Haliyle Farmajo’nın yerini alan Şeyh Mahmud da Türkiye ile ortaklığın en ateşli savunucusu oluverdi.

ABD İÇİN SANKİ TRUVA ATI

Türkiye’nin hamleleriyle, 1993’te “Kara Şahin Düştü” olayıyla Somali’yi rezil bir şekilde terk eden ABD’nin tekrar dönüş çabası arasında bir paralellik var. Türkiye ilk 10 yılda Somali için 1 milyar dolar harcarken ABD de 2010-2020 arasında bu ülkenin yeniden yapılanmasına 2.4 milyar dolar ayırdı. ABD, 2014’ten itibaren ulusal orduya bağlı özel terörle mücadele birimi Danab Tugayı’nın 3 bin mensubunu eğitti. Başkan Donald Trump döneminde çekilen Amerikan güçleri Joe Biden döneminde geri döndü. Eğitimi Bancroft Global Development gibi özel şirketlerle veren ABD’nin Türkiye’nin gururla sunduğu kültürel etkileşim tablosunu yakalaması zor. ABD son olarak 5 Şubat 2024’te Somali yönetimi ile Danab Tugayı için beş askeri üs inşa etmek üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.

100 milyon değerindeki proje çerçevesinde yeni üsler Baydabo, Dusamareb, Cevher, Kismayo ve Mogadişu’da inşa edilecek. Amerikalılar Mogadişu’daki elçiliğinin kapılarını 30 yıl sonra ancak Ekim 2019’da açabildi. ABD açısından Türkiye’nin girişimleri bir öncü kuvvet misyonunu andırıyor. Buna Truva Atı misyonu denilirse çok yadırgatıcı gelmeyebilir. Ayrıca Afrika’daki rekabet eksen savaşlarının izdüşümlerini barındırdığı için Türk varlığını Amerikan hasımlarına karşı kendi hesabına yazan bir jeostratejik yorum da var. 2 Mart 2024’te Antalya Diplomasi Forumu’na katılan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake şunu söylüyordu: “Türkiye’nin Afrika’da yaptıklarını takdir ediyoruz, özellikle de Çin ile rekabet konusunda.”

KIZILDENİZ’DE ÖMER EL BEŞİR’YE BİRLİKTE SUYA DÜŞEN HAYALLER

Erdoğan üs edinme konusunda benzer bir hamleyi daha nostaljik bir esintiyle Kızıldeniz’de yapmaya girişti. Aralık 2017’de dönemin Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir’i Sevakin Adası’nı 99 yıllığına Türkiye’ye tahsis edilmesi konusunda ikna etti. İmzalanan anlaşmaya göre adada Osmanlı eserlerini canlandırmanın yanı sıra bir liman üssü inşa edilmesi öngörülüyordu. Fakat fincancı katırlarını ürkütmemek içir askeri üs meselesini resmen dillendirmekten kaçındılar. Katar’daki üs nedeniyle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) öncülüğündeki Körfez blokunu kızdıran Erdoğan, Sevakin planıyla da hem bu eksen hem de Mısır’a “Osmanlı Kızıldeniz’e dönüyor” korkusu yaşattı. Ne var ki El Beşir’in devrilmesi ve Suudi-Emirlikler ikilisinin kesenin ağzını açıp Hartum’u eksen değişikliğine zorlamasının ardından Sevakin anlaşmasının geleceği belirsizleşti.

Sevakin planı gereksiz yere tozu dumana kattı. Mısır, Sudan’ın Türkiye’den aldığı güçle Kızıldeniz’de tartışmalı Halayib Üçgeni üzerinde hak iddiasını büyüteceği endişesine kapıldı. Libya’da Türkiye’nin deniz ve hava üssü edinme planları zaten Mısır’ın sinir uçlarıyla oynuyordu. Mısır güç dengesini korumak için Libya sınırında Muhammed Necip Üssü’nü inşa ederken Halayip Üçgeni’nde askeri varlığını güçlendirdi. Bu arada Eritre ile Mısır arasında Etiyopya’ya karşı ortaklık gelişirken Kahire yönetimi 2020’de Kızıldeniz havzasının en büyük hava, deniz ve kara üssü Bernice’yi hizmete soktu. O vakit Türkiye ile vekalet savaşı içinde bulunan Suudi Arabistan ve BAE de Mısır’dan gelen güç gösterisinin arkasındaydı. Eritre’de zaten BAE üssü var.  Türkiye, Somali’ye ağırlık verirken BAE de Somali’den tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Somaliland ile Puntland’daki limanlara yatırım yapıyordu. Osmanlının egemenliği altında ‘Zeyla’ adıyla yer alan Somaliland’daki Berbera hava üssü ile Hargeisa deniz limanını BAE kullanıyor.

Erdoğan pragmatizmini Sudan’da Beşir sonrası dönemin iki rakip aktörü Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfuttah el Burhan ve yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu’yu (Hamideti) aralarında henüz çatışmanın başlamadığı dönemde Ankara’da ağırlayarak gösterdi. Fakat anlaşmayı kurtarabildiklerine dair henüz bir işaret yok.

ETİYOPYA’NIN TİGRAY SAVAŞINDA TÜRK ROLÜ VE HEDASİ DENKLEMİ

Türk silahlarının iç çatışmalarda kullanılmasının Türkiye’yi zora soktuğunu gösteren bir diğer yer Etiyopya.

Etiyopya’ya satılan SİHA’lar Tigraylara karşı savaşta kullanıldı. Bu da Türkiye’ye Etiyopya’nın bir parçasının düşmanlığını kazandırdı. 2020’da hükümet güçleri ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (THKC) arasında süren savaşın seyrinin Bayraktar TB2’lerle birlikte değiştiğine dair haberler çıktı. Türkiye olası saldırı ihtimaline karşı Addis Ababa’daki büyükelçiliği tahliye edip konsolosluk hizmetlerini bir süreliğine Kenya’ya taşımak zorunda kaldı

Etiyopya Mavi Nil üzerinde inşa ettiği Rönesans (Hedasi) Barajı nedeniyle Mısır ve Sudan’la yaşadığı gerilimlerde elini güçlendirmek için Türkiye ile ilişkilere biraz daha ağırlık verdi. Etiyopya, Gülen Cemaati’ne ait 11 okulun Maarif Vakfı’na devredilmesini onayladı. (Afrika’da 25 ülkede okulları olan Gülen Cemaati, AKP iktidarının özellikle ordu, polis teşkilatı ve yargı başta olmak üzere bürokraside en önemli ortağıydı. 2016’daki başarısız darbe girişiminden sorumlu tutulan Gülen Cemaati, “Fethullahçı Terör Örgütü” olarak yasaklanıp cemaate ait yüzlerce ticari şirket ve medya organları dahil malvarlıklarına el konuldu. Afrika’da cemaate ait Türk okullarının iktidarın yeni aparatı Maarif Vakfı’na devredilmesi için adeta diplomatik savaş yürütüldü. Gülen Cemaati’nin okulları iktidarın en önemli ‘soft power’ unsuruydu. İktidar Gülencileri silerken kendisine destek olan Nakşibendi gibi tarikatların önünü açtı.) Etiyopya’nın okulları devreden adımı askeri işbirliğinin önünü açtı. Bu süreçte Ankara’nın Etiyopya’nın pozisyonunu güçlendirecek şekilde bu ülkenin diplomatlarına hidro-siyaset üzerine eğitim verdiği ortaya çıktı.
Fakat Suudi Arabistan ve BAE’den sonra Mısır’la ilişkiler normalleştirme yoluna girince Türkiye, Addis Ababa ve Kahire arasında dengeyi yeniden kurdu. Erdoğan başta içinden çıkamadığı Libya olmak üzere bölgede daha büyük çıkarların geleceği için Mısır’ı feda edemeyeceğini anladı. Mısır da kendi güç denklemini güçlendirmek için Bayraktar TB2’lere ilgi göstermeye başladı.

Bu arada Etiyopya 1 Ocak 2024’te Somaliland ile deniz üssü tahsisatını içere 50 yıllığına bir mutabakat imzaladı. Anlaşmaya göre Kızıldeniz’e kıyısı olmayan Etiyopya, Somaliland’ın Berbera Limanı’nı kullanabilecek. Mantıken kendisini Etiyopya ve Somali arasında tercihe zorlamaması gereken Türkiye beklenenin ötesinde bir hız ve açıklıkta Mogadişu’dan yana tutum belirledi. Somaliland’de konsolosluğu bulunan Türkiye, Somali’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne bağlılığını teyit etti. Somali’nin Türkiye ile yaptığı karasularına muhafızlık anlaşması da Etiyopya-Somaliland anlaşmasına bir misilleme havasında geldiği için Ankara tartışmaların içine yeniden çekildi. Türkiye-Etiyopya ilişkileri bu anlaşmadan etkilenecek mi sorusu gündeme geldi.

ERDOĞAN’IN SİHA AŞKI, DARBELER VE İLİŞKİLERİN ASKERİLEŞMESİ

Erdoğan’ın Afrika açılımındaki bir diğer kritik nokta; silahlar. Cumhurbaşkanı kıtaya yaptığı her gezide SİHA müşterilerinin sayısını artırmaya bakıyor. Afrika’da 25 ülkeyle askeri-güvenlik işbirliği anlaşması imzalayan Türkiye bugüne kadar Burkina Faso, Cezayir, Çad, Fas, Gana, Kenya, Mali, Moritanya, Nijer, Nijerya, Senegal, Somali, Ruanda ve Uganda’ya savunma ürünleri sattı. SİHA’ların yeri apayrı; Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın aile şirketi Baykar’ın ürettiği Bayraktar TB2’leri envanterine katan ülkeler arasında Libya, Fas, Etiyopya, Somali, Nijer, Nijerya, Burkina Faso, Togo, Ruanda ve Cibuti yer alıyor. Silahlar aktif olarak çatışma bölgelerinde kullanılırken müşteri listesine yenileri ekleniyor.

Erdoğan’ın 2020’de Mali’deki darbenin hemen ardından dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu Bamako’ya göndermesi ‘fırsatçı’ bir görünüm sundu. Bu izlenimde bir yanılgı yoktu. Erdoğan Eylül 2021’de Mali Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Assimi Goita ile telefonda görüştükten sonra askeri alanda iş birliğinin müjdesini verdi. Bamako ziyareti meyvesini vermişti. Birkaç ay sonra da Mali’ye TB2’ler ulaştı.

İHTİRASLAR DERYA, KİFAYETSİZLİK DAĞ GİBİ

Eski sömürgeci güçlere karşı tepkilerin yükseldiği ülkelerde Rusya, Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkeler Afrika için alternatif ortaklar olarak öne çıkıyor. Türk okulları, Yunus Emre Enstitüleri, TRT Afrika’nın İngilizce, Fransızca, Swahili ve Hausa dillerindeki yayınları, Anadolu Ajansı’nın artan temsilcilikleri ve inşa edilen camiler yeni hegemonyanın kültür ve enformasyon ayağını güçlendiriyor. Bunların bir Francophonie vari bir dönüşüme yol açması mümkün gözükmüyor. Kuşkusuz Çin ve Rusya’nın dış ilişkilerinde eksik kalan bu enstrümanlar Türkiye’ye rekabet avantajı sağlıyor.

Türkiye’nin coğrafi yakınlığı da elini güçlendiriyor. Özellikle askeri ilişkilerde ‘siyasi koşullar’ aramayan yaklaşımı ise Batılı aktörler karşısında öne geçmesine imkân veriyor. Bununla birlikte Türkiye’nin Afrika’nın ticaretindeki payı geliştirdiği ağların büyüklüğü ile orantılı değil. 2003’te 5.4 milyar dolar olan ticaret hacmi 20 yıl içinde 40.7 milyar dolara çıktı.

Türkiye’nin Afrika’nın ticaretindeki payı, geliştirdiği ağların büyüklüğü ile orantılı değil. Türkiye’nin 2023 yılı dış ticaret hacminin 617,6 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde tüm Afrika ülkeleriyle toplam 40 milyar dolarlık ticaret mütevazı kalıyor. Diplomatik ağ açısından elçilik sayısının 12’den 44’e çıkması büyük bir sıçrama olsa da Fransa 46 elçilikle, ABD 50 elçilikle ve Çin 53 elçilikle Türkiye’nin önünde. 44 elçiliği olan Rusya ile de başa baş. Ekonomik ve mali istikrarsızlıklar nedeniyle yatırım kırılganlığı yüksek olan Türkiye, Çin gibi büyük ölçekli aktörlerin gölgesinde kalıyor. Çin’in 2023’te Afrika ile ticaret hacmi 282 milyar doları geçti. Türkiye ABD ve Fransa’nın da gerisinde.

Fransa ‘lanetlenen’ bir aktör durumuna düşse de yaşadığı gerilemeler yüzünden henüz bir çöküş hikayesinin konusu değil. ABD Çin’in dengelenmesinde Türkiye gibi müttefiklerinin özellikle askeri boyutu olan atılımlarını önemsiyor. 1993’te Somali’de uluslararası gücün parçası olan Türkiye esasen ABD ile aynı hezimeti paylaşmıştı. Türkiye’nin ilişkileri erken telafi edip dönmesi ABD için de zemini hazırladı. Türkiye Afrika’da Fransa ile kapışıyor ama izlediği yol haritası Amerikan-İngiliz ekseninin jeostratejik çıkarlarıyla çakışıyor. 2019’da Türkiye’nin Libya’daki çatışmalara Trablus’taki güçlerden yana dahil olması da Rusya’yı dengeleyen bir hamle olarak Amerikan-İngiliz ikilisinin desteğini almıştı. Anglosakson bakışına göre Rusya’nın NATO’yu güneyden ‘tehdit etme’ ihtimali Türkler eliyle bertaraf edildi. 

Sonuç olarak Erdoğan’ın emperyal ya da alt-emperyal güç olma motivasyonunun kendini gösterdiği coğrafyaların başında Afrika geliyor. Fakat Türkiye ilişkilere askeri boyut katmaktaki aşırı heveskârlığı bile isteye kendini Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki sorunlarının içine atıyor. İlişkilerin askerileşmesi Fransa gibi eski sömürgecilerle rekabette karşı konulamaz bir cazibe sunabilir ama uzun vadede Türkiye’nin kıtayla ilişkilerini şimdiden zehirlemeye başladı.

Somali ve Katar’daki üslere Sevakin’de üs planı devreye girince AKP iktidarına yakın kalemler Türkiye’nin sınırlarını müdafaa etmenin Akdeniz, Hint Okyanusu ve Basra Körfez’inden başladığına dair iddialarla fetihçi coşkuyu köpürtüyordu. Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’nda Türk üçgeninin oluştuğunu önü sürüyorlardı. Kuşkusuz buradaki tartışmalar kifayetsiz bir ihtiras halini tanımlıyor; yani heveslerin büyüklüğü ile bunu karşılayacak kapasite arasında uçurum var.

Ayrıca Türkiye’nin kendi konumunu abartması bölge ülkeleri arasındaki korkunun köpürtülmesine imkân veriyor. Afrika Yılı ilan edildiğinden beri Türkiye kıtaya yönelik politikalarını kurumsallaştıracak, hassasiyet ve incelik katacak kapasitelere ulaşamadı. Erdoğan “Kervan yolda dizilir” anlayışı ile hareket ediyor. Bu da çok hata yapılmasına neden oluyor.

Özellikle kurumsallaşmadaki eksiklik ülkeyi, siyasetin ihtiraslarını dizginleyecek araçlardan da yoksun bırakıyor. Afrika’yı bilen ve hükümete doğru tavsiyelerde bulunacak diplomatları çok az. Üniversitelerde açılan Afrika çalışmaları bölümleri yetersiz. Kurumsallığın eksik kaldığı yerlerde Erdoğan kişisel dostluklarla ilişkileri ilerletiyor. Bu ilişkiler zaman zaman hukuk ve diplomatik teamül dışında gelişiyor. Sözgelimi Erdoğan, Somalili mevkidaşının oğlu İstanbul’da ölümlü bir kazaya karıştığında Türk hukuk sistemini ayaklar altına alarak zanlının kaçmasına yardım edebiliyor. Erdoğan tarzı siyaset hızlı sonuçlar alıyor ama istikrar vaat etmediği gibi çarpık ilişkilere ve skandallara yol açıyor. Ayrıca olağan ya da olağandışı iktidar değişimlerinde kişisel bağlar geçerliliğini yitiriyor ve Türkiye kırılganlıklarla karşı karşıya kalıyor.

Fehim Tastekin

Fehim Tastekin is a Turkish journalist specializes in Turkish foreign policy and Caucasus, Middle East and EU affairs. He is the author of several books on Syria, Kurds and Islamic movements.

Go toTop

Don't Miss

Extreme Sentences for Kurdish Politicians: Is There Light at the End of the Tunnel?

The verdicts in the Kobani case once again shed light

Kürt siyasetine ceza yağdı: Tünelin ucunda ışık var mı?

Kobani olayları davasında çıkan kararlar, Türkiye’nin siyasi iklimini ve yargı